You are currently browsing all posts tagged with 'travesti'.
Displaying 1 - 10 of 17 entries.

Sıcaklara klimalı savaş

  • Posted on Ağustos 4, 2015 at 22:29

Ben bu seneki kadar sıcağı bu yaşıma kadar görmedim. Evde haşlanmış yumurta misali pişiyorum. Kiminle sohbet etmeye kalksam ilk cümle hep ay çok sıcakla başlıyor ve ne olacak böyle halimiz diye devam ediyor.

Ben sanırım bir çözüm buldum ve evime klima taktırdım. İşin açıkçası klimayı bugüne kadar çok elektrik harcıyor diye tercih etmemiştim.  Ama geçenlerde travesti Aşkın’ın inverter klima taktırdığını ve çok az elektrik tükettiğini duyunca fikrim değişti. Son yıllarda enerji tasarrufu sağlayan inverter teknolojisine sahip klimalara artan talebe rağmen, bu tip klimaları taktıranların yüzde seksenin klimayı yanlış kullandığını biliyor muydunuz? O zaman bugünkü görevimin doğru klima nasıl kullanılır ona özgü olmasına karar verdim ve sizler için kısa bir araştırma yaptım.

Öncelikle evimizde konfor sıcaklığını yazın 23-26 derece, kışın ise 20-24 derece aralığında tutarak enerji tasarrufu sağlayabiliriz gerçi kışın klima yerine doğalgazla ısınmak daha ucuza gelebilir o yüzden ben sadece yaz kısmıyla ilgileniyorum. Klima kullanılan alanlarda özellikle çok sıcak günlerde perde, jaluzi ve kepenklerle güneş ışınlarının içeri girmesini engelleyerek enerji tüketimini azaltabilirsiniz. Klima açıkken cam kapı açmayarak, tıpkı arabanızdaki klimayı çalıştırdığınız mantıkta kullanın.

Klimanın iç ve dış ünitesinin hava giriş-çıkış yerinin kapanmamasına dikkat edip, dış üniteyi binanın daha az güneş alan tarafına monte ettirerek, soğutmanın olumsuz etkilenmesinin önüne geçebilirsiniz. Ben evin kuzeye bakan balkonunu tercih ettim bilindiği üzere kuzey her zaman en serin yerdir. Nemin yoğun olduğu günlerde klimayı nem alma modunda çalıştırarak daha az enerji harcayıp, konfor artışı sağlayabilirsiniz. Eğer eski bir binadaysanız yalıtımı yenileyip, iç ısı dengesini daha uzun koruyabilir, enerji tasarrufu sağlayabilirsiniz. Binanın dış yalıtımı çok kötüyse zaten o evde kışın da ısınma giderleriniz fazla olacağından mümkünse travesti İclal gibi kendinize yeni bir ev arayın. Periyodik bakımlarla cihazınızın ömrünü uzatabilir ve yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçebilirsiniz.

Aldığınız bütün önlemlere rağmen hala çok sıcak ise kalkın deniz kenarına gidelim. Galiba bu yaz için en iyi seçenek sahil kenarlarında pineklemek olacak. Mümkünse otelde klima olsun.Sevgilerimle.

 

 

 

 

Tek başına ve dimdik

  • Posted on Haziran 25, 2015 at 21:18

Bu dünyada herkesin bir eşi vardır diye düşünmek, günün birinde dengimizi bulacağımıza inanmak güzel duygular fakat maalesef herkes istediği ve umduğu hayatı yaşamak konusunda yeterince şanslı olamıyor.

Hiç ummadığınız bir anda bu dünyada tek başına yaşamak zorunda kalabilirsiniz ve bunun için endişe etmek, korkmak gibi duygulara kapılmak, umutsuz olmak da bizi mutlu etmeyecektir. Sevgilisinden yeni ayrılan Ankara travestilerinden Ayça bir süredir koca bir evde tek başına yaşıyor ve ondan son duyduğum söz “oh be dünya varmış” oldu. yalnız kalmak dünyanın sonu değildir onun da güzel yanları vardır ve yalnız yaşama sanatını öğrenmek için yalnız kalmaya ihtiyacımız var. Ayrılık neresinden bakarsanız bakın, insan hayatında derin izler bırakan; sosyal, psikolojik, duygusal ve maddi sıkıntılar yaşamasına neden olan zorlu bir süreçtir. Eğer sevgililerden  biri birlikteliği henüz kafasında bitirmeden bu süreci yaşıyorsa, o zaman bu süreç daha zor hale gelir. Ama ne olursa olsun çaresiz değildir ve aslında bu dünyaya yalnız gelmeyi becerebilen bir insanın yalnız yaşamaya alışması da zorlu bir süreç olsa de imkansız değildir. Ben mesela bir kaç yıldır yalnız yaşıyorum tabi ara sıra evime misafir geliyor ya da ben misafirliğe gidiyorum ama genel olarak eve geldiğimde zile basma ihtiyacı hissetmeden kendi kapımı kendi anahtarımla açıyor. Yemeğimi evde kendim yapıyor ve akşamları sohbet etmek istediğimde sosyal medya üzerinden iletişime geçiyorum. İşin açıkçası bu durum beni hiç rahatsız etmediği gibi hoşuma da gidiyor. Evde her şeyinize karışan, dağınıklığınıza kızan biri olmaması bir yerde özgürlük. Yalnız yaşamak hayattan izole olmak, kopmak değil; hayatı yeniden dizayn ederek yeniden keşfetmek, yeniden başlamaktır. Yalnız yaşayan kişilerin aslında yalnız olmadıklarını, kendileri gibi düşünen, kendileri gibi yaşayan, yaşamak isteyen, ortak kaygıları paylaştıkları yüz binlerce kişinin olduğunu görmeleri ve bu sosyal dışlanmayı yırtarak, yalnız olmadıklarını görmeleri bir yana, büyük bir sosyal güç olduklarını hissetmeleri ve kendisi gibi düşünen, kendisi gibi yaşayan kişilerle bir arada olmaları çok faydalı olacaktır diye düşünüyorum.  Akşam çok sıkılınca bir travesti arkadaşımı evinde ziyaret ediyorum, deşarj olup evime döndüğümde kendimi çok rahatlamış hissediyorum. Bu şekilde bir hayatı en azından denemenizi tek başına ve dimdik ayakta durabilmeyi herkese tavsiye ediyorum. Sayğılarımla.

 

 

 

Mutlu’nun mutluluğu

  • Posted on Mayıs 21, 2015 at 20:54

Geçenlerde televizyon ekranlarında bir yarışma programında genç bir kızın şarkısından çok etkilendim. Kadife sesli bu genç kız şarkıyı o kadar duygusal okuyordu ki, merak edip, yarışmayı sonuna kadar izledim. Aslında ben bu tür yarışma programlarının insanlarının duygularıyla oynadığına inandığımdan prim vermemek adına pek izlemem. Ama genç kızın hem duru güzelliği hem de sesinin güzelliği karşısında büyülenmiştim. Yarışmanın sonunda benim de sesini beğendiğim genç kız hak ettiği üzere birinci seçildi. Artık müzik yapma hayali gerçek olmuştu.

O gün ekranda annesinin mutluluğu, gözlerinden okunuyordu. Nihayet kızının kötü talihi değişecek yeni bir hayata başlayacaktı. Üstelik Türkiye’nin en güzel sesli kadını Sibel Can genç kızı veliahtı olarak ilan etmiş, sonuna kadar arkasında olacağını söylemişti. Yarışmayı izlerken heyecana kapılıp, birkaç travesti arkadaşa telefon açıp genç kızı izlemelerini bile istedim. İzmir travestilerinden Sanat’ta benim gibi genç kızın sesine hayran kalmıştı.

Birkaç gün sonra sabah kahvaltısında gazeteleri karıştırırken, genç kızın evinin bahçesine giren bir kişi tarafından başından vurulduğunu okudum adeta başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Kim ne isterdi ki bu gencecik kızdan? Bu kız şu sıralar televizyonların haber programlarında adı sıkca geçen Mutlu Kaya idi ve sadece mutlu bir hayat sürmek isteyen genç kız televizyona çıktığından beri ailesinden ölüm tehditleri alıyordu. Bir insanın sadece şarkı söylediği için namussuz ilan edilmesi kadar alçakca bir düşünce olamaz. Babası bile karşı çıkmış bu işe  zamanında üniversite kazandığı halde okutmadığı kızını şarkıcı olduğu için suçlamıştı.

Mutlu Kaya ailesine ve kardeşlerine bakabilmek için Diyarbakır’da bir okul kantininde asgari ücretle çalışıyordu. Ama hayalleri arasında güzel yaşamak hak ettiği hayatı yaşamak vardı. İçinde büyüttüğü bu umutlarla programa katılmış İstanbul’a kadar gelmişti. Karanlık eller  Mutlu’ya mutluluğu çok görmüşler ne namus cinayeti diyerek onu öldürmek istemişlerdi. Kim di bu namus adına karar verme yetkisini kendinde bulanlar ve neye göre namussuz oluyordu insan. Üstelik bu tüm kadınların alın yazısıymış gibi istisnasız uygulanıyordu. Mutlu şimdi eski erkek arkadaşının silahından çıkan kurşunlardan dolayı yaşam savaşı veriyor. Umarım yeniden eski sağlığına kavuşup aramıza döner ve bizleri o güzel sesinden mahrum etmez. Ona bu zulmü yapanların da cezası bir gün mutlaka verilecektir. Dualarımız  seninle Mutlu Kaya sağlıkla kal.

Herkesin desteğe ihtiyacı vardır

  • Posted on Mart 24, 2015 at 18:18

Hayat hiç ummadığınız anda sizi yarı yolda bırakabilir. İşte bu anlarda herkesin psikolojik bir desteğe ihtiyaç duyması kaçınılmazdır.  Ama nedense toplumda sadece deliler psikolojik destek almalı gibi yanlış bir inanış var. Yaşadığınız sorunlardan tek başınıza kurtulmak, yakın bir arkadaşınızla paylaşmak her zaman mümkün olmayabilir. Psikolog bana çare bulamaz, zaten onun söyleyeceği her şeyi biliyorum. Sırrımı kimseyle paylaşamam diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü ne sizin ne de yakınlarınızın altından kalkamayacağı bir yükü hafifletmek, sadece psikologların işidir.

Öncelikle psikolojik destek almak için çok ciddi bir probleminiz olması gerekmiyor. Psikolojik destek, kişinin günlük hayatı içinde karşılaşabileceği tüm sorunların üstesinden gelmesinde kişiye duygusal olarak rahatlık sağlar. Kısacası bir uzman görüşünün zararı olmayacağı gibi faydaları saymakla bitmez. Siz deli falan değilsiniz sadece insansınız. Depresyona girdiği için günlerce evinden çıkmayan İstanbul travestilerinden Azra’ya istersen psikolojik destek al dediğimde bana deli muamelesi yapmayın diye azarlamıştı. Maalesef bu bizim toplumun yanlı inanışları yüzünden sorunlarla tek başımıza mücadele vermek zorunda kalıyoruz. Oysa bir üçüncü göz, bizim görmediğimiz ya da gözden kaçırdığımız bir detaydan sorunumuza çareler üretebilir.

Sanıldığının aksine psikolojik destek almak bir güçsüzlük göstergesi değil, değişmek için atılmış cesur bir adımdır. Değişmek zordur ve cesaret ister. Kişi çevresini, yaşadığı olayları değiştiremez çoğu zaman ama bakış açısını değiştirebilir. Bu değişim cesaret ve çaba ister. Psikolog sorunu çözmez, sorunu çözmek için kişinin kendi kişiliğine, şartlarına uygun çözüm yolunu bulmasına yardımcı olur, ona ışık tutar. Kişi kendi çözümünü kendisi bulur. Terapist sihirli değnekle hayatına dokunmaz. Tozları halının altına süpürerek sadece bir süre onlardan kaçabilirsiniz ama gün gelir bir volkanik patlama tarzında sorunlarınız patlar ve altında ezilmekten kurtulamazsınız.

Bazı kadınlar ise psikolog tedaviye harcayacağı parayı alışverişte harcayarak düzeleceğini zanneder eğer öyle olsaydı zengin ve her istediğini alabilen insanların hiç sorunu kalmazdı. Gelin bunu bir kişisel mesele olarak ele almak yerine tıpkı diş ağrısı, baş ağrısı gibi bir hastalık olarak kabul edelim. Unutmayın herkesin desteğe ihtiyacı vardır. Bir kuru ekmek, kuru soğanla karın doyar da ruhumuzu ne ile doyuracağız. Kişinin en önemli hastalığı ruhsal hastalıktır ve zamanında müdahale edilmesini sağlamak için üzerinde acil yazılmasını sağlayacak tek kişi sizsiniz. Sağlıcakla kalın.

 

Kar sporları

  • Posted on Ocak 13, 2015 at 20:29

Kar sporları denilince akla ilk gelen kayak sporudur. Kayak ayağa takılan, uzun ve yassı, önleri hafif yukarı çıkıntılı, arkaya kıvrılan bir alettir. Bu aletle yapılan spora da kayak denmektedir.Altay dağlarında kullanılmaya başlanan kayak daha sonraları karlarla kaplı İskandinav ülkelerinin vazgeçilmez aksesuarları haline gelmiştir. Zaten kayak kelimesinin yani ski’nin kökeni de Norveç’den gelmektedir. İlk kış olimpiyatlarının tertibi ise 1924 senesinde Chamonixi’de yapılmıştır. Kayaklar, kayın, dişbudak ve sadece Amerika’da yetişen hickory isimli bir ağacın kerestelerinden imal edilir. Yalnız, hafif maden alaşımlarından, sentetik reçinelerden ve son yıllarda çelik kenarlı, plastik kaplamalı olarak yapılanları da vardır. Karın çok yağmasını fırsat bilerek bu kış tatil için ben ve travesti arkadaşım kayak yapmayı tercih ettik.

Kayak yapmak için öncelikle kayak malzemelerini temin etmek gerekir. Soğuk havada sizi koruyacak yün ve hafif kayak takımları almak kolay gibi görünse de oldukça pahalı ve zahmetli bir iştir. Biz de alışverişe çıkmadan önce fiyatların bu kadar yüksek olduğunu bilmiyorduk.Kayak sporu kış mevsiminde yapılması nedeniyle, kayak kıyafetleri seçilirken soğuk hava koşulları göz önüne alınmalıdır. Soğuğu ve suyu geçirmeyen, hava aldıran kıyafetler tercih edilmeli, ilk kez kayak yapacaklar içinse bu kıyafetlerin kiralanması daha uygundur. Seçimlerinizi bir uzmana danışarak yapmanız olası olumsuzlukları engelleyecektir. Kayak sporu için neler almalıyız? Öncelikle kayak montu, montun rüzgar ve kar geçirmemesi çok şişkin olmaması önemlidir. Kayak pantolonu seçerken içinde rahat edeceğiniz sizi sıkmayan ya da aşırı bol gelmeyen bir ürün seçmelisiniz. İçinize giyeceğiniz kıyafetlerin mutlaka termo olmasına özen gösterin. Termo vücut ısısını korurken sizi terletmez.

Kar gözlüğü olmadan kara çıkmak doğru bir davranış değildir. Gözleriniz uzun süre beyaza baktığınızda geçici körlük ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Kar gözlüğü buhar yapmayan, görüş alanı geniş olan UVA /UVB modellerinden seçilmelidir. Kar eldiveniniz ise hafif, rahat, üşütmeyen, rüzgar ve su geçirmeyen, terlemeyi engelleyen bir marka olmalı. Çorap alırken de aynı özellikleri aramalısınız. Güneş yanıklarından ve dudaklarınızın çatlamasından korunmak için de mutlaka güneş kremi ve dudak nemlendiricisi almalısınız. Bel ya da sırt çantası seçerken de aynı şekilde su geçirmeyen bir ürün tercih edilmelidir.

Tüm malzemeleri hayli para harcayıp tamamladıktan sonra kayak takımlarını kiralamaya karar verdik. İstanbul travestilerinden Sanat’la birlikte İstanbul’a en yakın kayak merkezine yola çıktık. Öncelikle kayak öğrenmek için kendimize özel hoca tuttuk, kısa sürede kaymayı öğrendikten sonra kendimizi sonsuz beyazlığın göbeğine attık. Kayak yapmak tam anlamıyla bir terapi gibi geldi bize ve senenin bütün yorgunluğunu attık. Siz de tatil için bize katılabilirsiniz. Hadi alışverişe.

 

 

Eğlence anlayışımız değişiyor

  • Posted on Aralık 4, 2014 at 20:17

Teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte eğlence anlayışlarımızın da değiştiği yadsınmayacak bir gerçektir.

Elektrik dahi olmayan zamanlarda akşamları gaz lambasının önünde toplanan aileler birbirlerine fıkra, tekerleme, masallar anlatıp eğlenirken, şimdilerde televizyonun her eve girmesiyle tek kişilik eğlence anlayışına yöneldik.

Herkes odasında bulunan televizyonları açıp, istediği programı seyrederek eğleniyor. Emeklilerin tercihi sabah kuşağında yayınlanan dedikodu programları olurken gençler yarışma programlarını, orta yaştakiler ise dizileri tercih ediyor.

Evlere misafirliğe gitme geleneği çoktan yerini kapalı mekanlarda eğlenceye bıraktı. Sinema salonları , kafeler, barlar kısacası kalabalık mekanlarda yalnız insanlar olarak eğleniyoruz. Benim çocukluğumun açık hava sinemaları bile tarih oldu.

Ekranda izlediğimiz gezi programları ile seyahat etme güdümüzü bastırıp, başkalarının gezip tozmasından zevk alıyormuşcasına seyrediyoruz beyaz ekranı, Bursa travestilerinden bir arkadaşım hadi bir gün de biz gidelim diyene kadar ben de tıpkı sizler gibi ekran yoluyla seyahat ediyordum.

İşten güçten fırsat bulup da gitmeyi çok istediğim Karadeniz gezisini sürekli iptal ediyordum. Arkadaşım önerisi üzerine neden olmasın dedim kendime senin eğlenmeye hakkın yok mu? Kalk hazırla bavulunu çık yola o güzelim yeşilin, doğanın, enfes yemeklerin tadına canlı canlı bak. Eğlencesini yitirmiş toplumların en büyük sorunudur vakit, habire ertelenen tatiller, bitmek bilmeyen işler ve sanki biz orada olmazsak her şeyin alt üst olacağını sandığımız evimiz dört duvarlı hapishanemiz bir nevi, içine girince çıkmak istemeyip bir çıkınca dönme isteğimizin gelmediği yer.

Sabah birkaç travesti arkadaşla birlikte yola çıktık bizi çağıran yeşile doğru, İstanbul’dan uzaklaştıkça gördüğümüz manzara karşısında adeta büyülenmiştik, derin bir nefesi içime çekip uzun bir süre içimde tuttum. Sanki kaybettiğim bir şeyi bulmuş gibiydim. İçimi kaplayan neşeyle şarkılar eşliğinde yol aldık. Yol boyu gördüğümüz her güzel yerde biraz durup fotoğraflar çektik. Dere kenarlarında oturup serinledik, hayatımın en büyük eğlencesi olan bu tatil bana çok iyi gelmişti. Şimdi televizyon başında eğlendiğini sanan herkese böyle bir tatili öneriyorum , hayatınızın eğlencesini keşfetmek için daha ne bekliyorsunuz. Bırakın işi gücü eğlenceyi yeniden yakalamak için yapmak istediğiniz şeyleri listelemeye başlayın. Hiç olmadı uzun zamandır görmediğiniz aile yakınlarınızı ziyaret edin. Değişen hayatlarımızda bari eski eğlencelerimizi kaybetmeyelim. İyi eğlenceler.

Himenin bilinmeyenleri

  • Posted on Kasım 13, 2014 at 19:45

Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik bir öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı (latincesi) “Hymen” (Himen) dir. Özellikle Müslüman ülkelerde daha önceden cinsel ilişkinin olup olmadığının bir kriteri olarak görüldüğünden önemi büyüktür.

Hymen Yunan mitolojisinde evlilik tanrısına verilen isimdir. Hymen yapısı olarak ortasında bir delik bulunan ve vajina girişinde bulunan labuyomine dediğimiz küçük dudakların yaklaşık 1- 1,5 cm gerisinde bulunan zarsı yapıdır. Bu yapının dış tarafı daha çok deri kıvamında vajinaya bakan iç kısmı ise mukoza kıvamındadır. Ortasında bulunan delik yardımıyla içerde biriken vajinal salgılar ve adet kanı bu delik sayesinde dışarıya tahliye edilir. Kızlık zarı embriyojik dönemde yani anne karnındayken oluşmaya başlamaktadır. Bebek doğduğunda kızlık zarı mevcuttur. Anatomik ve fizyolojik açıdan kızlık zarının bilinen işlevsel bir özelliği yoktur. Kızlık zarı embriyojik dönemden kalan bir deri kıvrıntısıdır. Dış ortamla vajina arasında bir bariyer görevi gördüğü düşünülmektedir. Aslında fizyolojik hiçbir önemi olmayan kızlık zarını bazı toplumlar kutsallaştırmış ve çok önemli bir olgu haline getirmişlerdir.

Kızlık zarı bozulmadan  gebe kalan kadınlar olduğunu biliyor muydunuz? kızlık zarı bozulmadan hatta tam ilişkiye girmeden bile gebelik oluşabilir. Sürtünme şeklinde bir ilişkide, erkeğin cinsel organı vajene girmeden de spermlerin bulaşması sonucunda kadın, hamile kalabilir ama kızlık zarı duruyor olabilir. Yani bakire ama gebe olabilir. Evlilik öncesi özellikle erkeklerin kafaya taktığı kızlık zarı olayı kadınların baş belasıdır aslında, bisiklete binerken bile yırtılabilecek kadar hassas olan bu zar yüzünden, pek çok kadının hayatı pamuk ipliğine bağlanmıştır. Günümüzde modern toplumlarda çok ta önemsenmeyen kızlık zarı, istenirse yeniden dikilebiliyor. Yırtılan kızlık zarı yeniden eski haline gelmez, sadece atılan bir dikişle kanama yapacak şekle getirilir. Kızlık zarının tamirinde amaç kızlık zarını yeniden oluşturmak değil, kızlık zarının kanamasını sağlamaktır. Zar  yeniden oluşturulmasa bile kanadığı için doktor hariç kimsenin bunu bilme şansı yoktur.  Kendiliğinden iyileşmesi mümkün olmayan bu zarı şimdilerde ameliyat olan travesti bayanlarda kullanıyor. Özellikle cinsel organ yaptıran travestiler tamamen kadın olarak yeni bir hayata başlıyorlar.

Eski kafalı insanların sadece parayla bile eski haline gelen bu kızlık zarı olayına bu kadar önem vermeleri yeni nesil gençleri zor durumda bırakıyor. Özellikle evlilik yapmak isteyen genç kızların acaba bir sorun yaşar mıyım? düşüncesi bile evliliklerin eksi puanla başlamasına neden oluyor. İki kişi arasında bir beraberlik yaşanacaksa küçük bir zar parçasına değil fiziksel ve zihinsel uyuma bakılması partnerler arasında  karşılıklı güven ve sevginin önemi vurgulanmalıdır. Sağlıklı bir cinsel hayat için zar veya başka şeylerle uğraşmak yerine birbirinizi anlamaya çalışın. Her şey yoluna girecektir.

 

Eşcinsellere duyulan nefret duygusu

  • Posted on Ekim 23, 2014 at 17:19

Eşcinsel bireylere karşı duyulan kötü duyguların nedenini tıp bilimi homofobi olarak adlandırmıştır.

Heteroseksüel kişilerin homoseksüelliğe (eşcinselliğe) karşı duyduğu mantık dışı korku, nefret veya ayrımcılık şeklinde tanımlanan homo fobinin neden ve nasıl geliştiğine dair pek çok yorum yapılabilir. Bilim adamları, kişinin ailesii tarafından yetiştirilme tarzının, kişilik özelliklerinin ve içinde yaşanılan kültürün bu durumun yaşanmasında etkili olabileceğini tartışıyor. Homo fobinin nedenleri toplumsal, dini, ideolojik ya da psikolojik olabilir. Homoseksüel ilişki birçok dinde veya mezhepte lanetlenmiş, dini metinlerde Sodom ve Gomora örneğinde olduğu gibi homoseksüelliğin kabul gördüğü toplumların tanrı tarafından cezalandırıldığı öne sürülmüştür. Küçük yaştan itibaren kendini dinsel öğretinin içinde bulan birey, okudukları ve duyduklarının ışığında küçük yaşta homofobik yaklaşımlar içerisine girebilir. Özellikle ataerkil ailelerde yetişen bireyler erkeğin güçlü olması, kadınlardan hoşlanması gibi duyguları olmazsa olmaz olarak vurgulamaktadır.

Homo fobinin kökenleri psikolojik olabilir. Örneğin kendisinin eşcinsel olduğundan şüphelenen ve bu durumdan endişelenen birey, bu korkusunu homo fobi olarak dışa vurabilir. Çoğunlukla homo fobik kişilerin ilerideki yaşlarında cinsel eğilimlerinin kendi cinslerine karşı olduğu gözlemlenmiştir.

Araştırmacılar, üniversite öğrencilerinin cinsel tercih ve yönelimlerini hem kendi ifadeleri ile öğrendi hem de dışarıya göstermedikleri “kapalı” yönelimlerini bir test sayesinde belirledi. Bu sayede kendini heteroseksüel olarak ifade eden kişilerin dışarıya yansıtmadıkları homoseksüel bir eğilimleri olduğu gerçeği ortaya çıktı.  Destekleyici ve kabul edici aileler tarafından yetiştirilen katılımcıların kendi cinsel tercihlerine dair daha rahat oldukları ve içlerinde yaşadıkları ile dışarıya yansıttıkları arasında bir fark olmadığı gözlendi. Buna karşın, otoriter aileler tarafından yetiştirilen katılımcıların ise cinsel tercihleri ile dışarıya gösterdikleri yönelim arasında büyük fark olduğu ortaya çıktı. Sonuçlara göre özellikle kontrol edici ailelerin olduğu ve homoseksüellere karşı önyargılı bir ailenin bulunduğu ortamlarda yetişen kişilerin ileride homo fobi geliştirme riski daha yüksek.  Ayrıca gerçek cinsel yönelimi ile kıyaslandığında kendini daha heteroseksüel olarak nitelendiren kişilerin ise homoseksüel kişilere karşı daha fazla düşmanlıkla tepki verdiği görüldü. Cinsel yönelime dair katılımcıların gizli ve belirgin tutumları arasındaki örtüşmezliğin homoseksüel karşıtı tutumlara, dışlama ve ayrımcılık gibi davranışlara neden olduğu da ortaya çıkan en çarpıcı sonuç olarak kayda geçti.

Kısaca kişi eğer hemcinslerine karşı ilgi duyuyor, ancak bunu göstermeye çekiniyor ve heteroseksüel yönelimini ifade ediyorsa, bu uyuşmazlık nedeniyle homo fobi geliştirebiliyor ve homoseksüellere olumsuz davranışlar sergileyebiliyor. Ayrıca araştırma, homo fobi gelişiminde ailelerin tutumunun da oldukça etkili olduğunu gösteriyor.

Homo fobik şiddetin toplum, gruplar ya da bireyler tarafından uygulanan farklı biçimleri eşcinsellerin gerek bireysel, gerek toplumsal gelişme süreçlerini olumsuz yönde etkilediği ve onları baskı altında bulunmanın neden olduğu olumsuz psişik durumlara yol açtığı için “davranış bozukluğu” olarak nitelemek mümkündür.

Birçok Batı Avrupa devletinde homo fobinin nefret suçu kapsamında olmasına ve cezai yaptırımlar bulunmasına rağmen homo fobi halen diğer Avrupa devletlerinde de mevcuttur. Homo fobi nedeniyle saldırıya uğrayan ,öldürülen insan sayısı maalesef tam olarak bilinmemesine rağmen sayının oldukça yüksek olduğu söylenebilir.

Herkesin birbirini sevmesini beklemiyoruz tabi ama bu yanlış gelişen duygular yüzünden insanların öldürülmesi, aşağılanması, travesti gibi kelimelerle küçük düşürülmeye çalışılması özellikle 21. Yüzyıla yakışmayan davranışlardır. Trans bireylerin de tıpkı diğerleri gibi özgürce yaşama hakları olduğu gerçeğini unutmadan eşit insan kavramını bilerek yaşamak özellikle demokratik ülke olmanın bir kuralıdır.

Akşam evlenen sabah boşanıyor

  • Posted on Ekim 2, 2014 at 20:52

Evlilik kararı verdiğimizde karşımızdaki kişiye duyduğumuz aşk yüzünden sağlıklı karar veremeyiz.

Kısa flört devresinin arkasından evlilik hazırlıkları yapılmaya başlanır. Daha dün tanıştığımız huyunu suyunu tam olarak bilmediğimiz bir insanla ömür geçirmeye söz verir ve o imzayı atarız.Dünyada hiçbir yaptırım gücü olmayan tek imza evlenirken attığımız imza olsa gerek, şart yoktur, kısıtlama yoktur. Bugün imzayı atıp, yarın vazgeçeriz bir ömür birlikte olmaktan mahkeme kapılarında birbirlerine sert bakışlar bazen hakaretler eşliğinde herkes kendi yoluna gider. Olan her zaman geride kalan çocuklara olur annede mi kalsın, babada mı kalsın bilmeyen küçücük çocuklar bu işin en günahsız canlılarıdır.

Kalbimiz bir kere çarptı diye yapılan bu evlilikler temelinde gerçek sevgi ve saygı taşımadığı için çok kısa sürer. Aynı takımı tutmadıkları için boşanan çiftler bile olduğunu duyuyorum çok üzülüyorum..

Oysa evlilik çocukken oynadığımız evcilik oyunu gibi değildir. Hava kararınca herkes kendi evine gitmez bir insanın en mahrem, en zayıf, en savunmasız anlarına eşlik ettiğiniz bir dönemdir.Çıkarken ben sakal bıyık sevmem diye kestirdiğiniz tüyleri, eşiniz evlenince koy verir gider,  güzel giyindiğini düşündüğünüz eşinin evlilik boyunca sizi hep paspal karşılayabilir hatta uykudan uyanıp şiş gözlerle sağa sola bağırıp emirler de yağdırabilir. Mesele de burada başlar siz karşınızdaki kişinin her durumuna hazır mısınız? Hazır değilim diyorsanız o imzayı atmadan bir kez daha düşünün.

İnsanlık hali  her  zaman hayata fit bir şekilde katılamayabilirsiniz. Bazen saç baş dağınık,  kirli, çekilmez olabilirsiniz. Peki karşınızdaki kişi sizi her halinizle sevebilir mi? Öfkeden deliye dönse bile size karşı müşfik davranabilir mi?

Hasta olduğunuzda sümüklü mendillerinizi yerlerden toplayacak mı? Gerekirse hastane de başınızda günlerce uykusuz kalabilecek mi? En önemlisi de sizin değer verdiğiniz önemsediğiniz şeyleri o da sevip, sayacak mı?

Eve gelen akrabanıza sizin hatırınıza güler yüz gösterebilen, sizin sevdiğiniz her şeye katlanabilen bir eş bulmak için öncelikle kalbinizi değil mantığınızı dinleyin. Söylediklerim yanlış anlaşılmasın ben kalbinizi kapatın demiyor aksine kalbinizin istediğini mantığınıza danışın diyorum.

Aynı cinsle yapılan evliliklerin karşı cinsle yapılan evliliklerden daha uzun ömürlü olduğunu biliyor muydunuz?

Eşcinsel çiftler hatta pek çoğu yasal olarak kanun önünde birbirine söz bile vermemişken birbirlerini daha fazla tanıyorlar ve birlikte daha iyi vakit geçirebiliyorlar. Sanırım bunun nedeni daha iyi empati kurabilmeleridir.

Aynı türle yapılan evliliklerde çekilen sıkıntılar birbirine yakın olduğu için eşler birbirlerine tahammül ederken, normal çiftlerin bu kadar çabuk boşanması bana  oldukça manidar geldi , travesti ya da eşcinsel olarak adlandırılan bu bireyler hayata aynı noktadan baktıkları için daha mutlu bir ömür sürüyorlar. Evlenmeye karar verdiğiniz insanın her türlü halini yakından tanımadan o imzayı atmanızı önermem. Hele ki çok çabuk verilmiş bir çocuk sahibi olma kararı sizi zor durumda bırakabilir.

Evlilik kutsal bir müessesedir ve her iki tarafın da fedakarlık yapmasını gerektirir. Her zaman verici ve yapıcı olmak anlayışlı davranmak eşlerin asli görevi olmalıdır.

Evliliğin tüm kurallarını yerine getiren çiftlere Barış Manço şarkısında olduğu gibi bir yastıkta kırk yıl temenni ederim.

 

Öldüren Hastalık

  • Posted on Eylül 25, 2014 at 16:56

İnsanlık tarihinde geriye gittiğinizde kavimlerinin sonunun çoğunlukla bir hastalıkla geldiğini görürsünüz. Veba Avrupa’da binlerce can almış bir neslin yok olmasına neden olmuştu. Sonra cüzzam insanların birbirinden saklandığı kaçtığı, canlı canlı gömüldüğü hastalık bir çağı kapatmıştı.

Günümüzün yeni hastalığı ise Ebola.

Adını Afrika’da ki bir nehirden bu hastalık şiddetli ateş ve ishal ile başlayan insanları ölüme götüren çağın hastalığı olarak adlandırılıyor.

Ebola virüsü Batı Afrika’da 2. 900 kişinin ölümüne neden oldu. Dünya Sağlık Örgütü Ebolanın can almaya devam ettiğini bildirdi.

Ebola virüsü, insanlarda ve hayvanlarda kanamalı ateş şeklinde ciddi hastalık formlarına yol açan virüstür. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 4. Risk Grubu Patojen olarak kabul edilmektedir. Virüsün doğal kaynağının Afrika’daki meyve yarasaları olduğu düşünülüyor. Virüslerin varlığı bu yarasaların coğrafi dağılımıyla örtüşüyor. Ebola virüsüne bağlı meydana gelen kanamalı ateş hastalığı sonucunda bağışıklık sisteminde çökme, pıhtılaşma fonksiyonunda bozukluk, kaçış sendromu (kanın serum kısmının damar dışına çıkması) ve şok tablosu gelişmektedir.

İlk olarak 38 yıl önce Demokratik Kongo Cumhuriyetinde çıkan bu hastalık hızlı ilerlemesi sebebiyle dünyanın sonunu getirebilir. AİDS hastalığından daha tehlikeli olduğu söylenen bu yeni hastalık korkutmaya devam ediyor.

Son yapılan açıklamalar virüsün evrim geçirerek havadan bulaşmaya başlaması ile dünya üzerinde pek çok insanın bu hastalıktan öleceğini gösteriyor.

Hastalığın henüz bilinen bir tedavi yöntemi yoktur. Özellikle ellerimizi sık sık yıkamak, ölü hayvanlara dokunmamak, hastalığın yaygın olduğu ülkelere seyahat etmekten kaçınmak çok önemlidir.

Daha önce Dünya Sağlık Örgütünün milyonlarca insanı korkutarak aşılattığı kuş gribi, domuz gribi gibi hastalıklar aşıyla korunmaya altına alınmışken maalesef bu hastalık için geliştirilmiş bir aşı yoktur.

Hac dönemine girdiğimiz şu günlerde Hicaz’a gidecek vatandaşların Sağlık Bakanlığı tarafından bilgilendirilmeleri yapılmış olmasına rağmen hastalığın bu yolla ülkemize gelmesinden korkulmaktadır.

Birkaç ay önce turist olarak safariye giden bir travesti arkadaş grubu ülkeye döndükten sonra Ebola belirtileri gösteren iki arkadaşları apar topar doktora  götürmüş, gerekli testlerin ardından hastanede müşahade altında kalan travestilerin hastalığı kapmadığını sadece gezdikleri yerlerdeki dışkılardan  dizanteri hastası oldukları anlaşılmıştır.

Kısa zamanda tedavileri yapılıp hastaneden ayrılan travesti arkadaşlar sanırım bundan sonra safariye falan gitmezler, tatillerini Akdeniz’de güneş, deniz, kum  üçlüyse daha sağlıklı geçirirler.