Displaying 1 - 10 of 296 entries.

Aşk ve diyet ilişkisi

  • Posted on Şubat 17, 2015 at 19:45

diyet7

Sevgilisi olanlar hele bir de çok sevilenler için güzel bir haberim var. Yeni sevgiliniz sayesinde sağlıklı bir yaşam sürebilirsiniz. Öyle hemen ne alaka diye kestirip atmayın bir okuyun bakalım yazdıklarımı hak vermezseniz uygulamama hakkına sahipsiniz.

Umutsuz bir aşkın içine düştüğünüzde ilk önce iştahınız kesilir yediklerinizden tat alamaz duruma gelirsiniz ve haliyle zayıflamaya başlarsınız. Leyla gibi dolaşırken aklınıza gelmeyen yemeğin nedeni bu umutsuz aşkınız yani sevgilinizdir. Çünkü iştah diyetle birebir ilgilidir. Sevdiği erkekler evlenen kadınlar için kullanılan en yaygın sözün evlendikten sonra kendini koy verdi şiştikçe şişti eski güzelliği kayboldu sözüdür. Bu da tamamen doğru bir tespittir çünkü karşılıklı aşk bizi flört evresinde sağlıklı kılarak kilo almamızı engellerken evlilik aşkı öldürdü ve hop mutsuz bir hayatı yaşamaya başladık. Bu diyet yöntemini sizlere anlatmadan önce travesti Ayda ile birlikte test ettik ve kesinlikle çalışıyor.

Şimdi sağlığınız zararlı olan yiyeceklerin bir listesini yapın ve bu listeye sizi mutsuz eden eski sevgilinizin adını verin. Eski sevgilinize ne yaptığınızı hatırlayın. Üstüne bir bardak su içip, ondan ayrılmıştınız . Öyleyse bu yiyeceklerle de vedalaşıp, onlara hoşça kal bile demeden terk edin. Yağlı, tuzlu ve kalorili yiyeceklerden bir çırpıda kurtulduğunuzu fark ettiniz mi? Bu iş bu kadar basit hanımlar eski sevgiliye elveda ve yeni sevgiliye merhaba deme zamanı şimdi.

Kalbinize iyi gelen yeni sevgili için bir liste oluşturun bu listeye yeşil yapraklı sebzeler, kuru gıdalar, bolca kuruyemiş ve olmaz ise olmaz suyu ekleyin. Trans yağları kapı dışarı ettiğimize göre yeni tanıştığımız zeytin yağı ile lezzetli salatalar ve yemekler hazırlayalım. Yeni sevgili menüsünü yedikçe nasıl da mutlu olduğunuzu kısa sürede göreceksiniz çünkü yeni sevgiliniz sizin için bolca B vitamini içeriyor. B vitamini serotin hormonunun artmasına vesile olduğundan yüzünüz hep gülüyor ve stres size uzaktan bakmakla yetiniyor. Eski sevgilinizden izler de taşıyacaksınız elbette bunun için de kepekli ve lifli emekler tüketmeye başlayın. Kış aylarında salata yapmak için çeşitli yeşillikler piyasaya çıkıyor hepsinden alın ve akşam yemeği için şöyle sekiz renkli bir salata yapın. Omega için yanına da balık hazırlayın.  Akşam yemeğine ben İzmir travestisi Ayda’yı davet ettim siz de sevdiğiniz biri ile bu sağlıklı yiyecekleri paylaşabilirsiniz.

Bu yeni sevgili diyeti ile eski sevgilinizin size verdiği hantallıktan, mide kramplarından en önemlisi de stres ve depresyondan kurtulduğunuzu göreceksiniz. Yeni sevgiliniz ile sizlere mutluluklar dilerim. Hoşçakalın.

 

Kar sporları

  • Posted on Ocak 13, 2015 at 20:29

Kar sporları denilince akla ilk gelen kayak sporudur. Kayak ayağa takılan, uzun ve yassı, önleri hafif yukarı çıkıntılı, arkaya kıvrılan bir alettir. Bu aletle yapılan spora da kayak denmektedir.Altay dağlarında kullanılmaya başlanan kayak daha sonraları karlarla kaplı İskandinav ülkelerinin vazgeçilmez aksesuarları haline gelmiştir. Zaten kayak kelimesinin yani ski’nin kökeni de Norveç’den gelmektedir. İlk kış olimpiyatlarının tertibi ise 1924 senesinde Chamonixi’de yapılmıştır. Kayaklar, kayın, dişbudak ve sadece Amerika’da yetişen hickory isimli bir ağacın kerestelerinden imal edilir. Yalnız, hafif maden alaşımlarından, sentetik reçinelerden ve son yıllarda çelik kenarlı, plastik kaplamalı olarak yapılanları da vardır. Karın çok yağmasını fırsat bilerek bu kış tatil için ben ve travesti arkadaşım kayak yapmayı tercih ettik.

Kayak yapmak için öncelikle kayak malzemelerini temin etmek gerekir. Soğuk havada sizi koruyacak yün ve hafif kayak takımları almak kolay gibi görünse de oldukça pahalı ve zahmetli bir iştir. Biz de alışverişe çıkmadan önce fiyatların bu kadar yüksek olduğunu bilmiyorduk.Kayak sporu kış mevsiminde yapılması nedeniyle, kayak kıyafetleri seçilirken soğuk hava koşulları göz önüne alınmalıdır. Soğuğu ve suyu geçirmeyen, hava aldıran kıyafetler tercih edilmeli, ilk kez kayak yapacaklar içinse bu kıyafetlerin kiralanması daha uygundur. Seçimlerinizi bir uzmana danışarak yapmanız olası olumsuzlukları engelleyecektir. Kayak sporu için neler almalıyız? Öncelikle kayak montu, montun rüzgar ve kar geçirmemesi çok şişkin olmaması önemlidir. Kayak pantolonu seçerken içinde rahat edeceğiniz sizi sıkmayan ya da aşırı bol gelmeyen bir ürün seçmelisiniz. İçinize giyeceğiniz kıyafetlerin mutlaka termo olmasına özen gösterin. Termo vücut ısısını korurken sizi terletmez.

Kar gözlüğü olmadan kara çıkmak doğru bir davranış değildir. Gözleriniz uzun süre beyaza baktığınızda geçici körlük ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Kar gözlüğü buhar yapmayan, görüş alanı geniş olan UVA /UVB modellerinden seçilmelidir. Kar eldiveniniz ise hafif, rahat, üşütmeyen, rüzgar ve su geçirmeyen, terlemeyi engelleyen bir marka olmalı. Çorap alırken de aynı özellikleri aramalısınız. Güneş yanıklarından ve dudaklarınızın çatlamasından korunmak için de mutlaka güneş kremi ve dudak nemlendiricisi almalısınız. Bel ya da sırt çantası seçerken de aynı şekilde su geçirmeyen bir ürün tercih edilmelidir.

Tüm malzemeleri hayli para harcayıp tamamladıktan sonra kayak takımlarını kiralamaya karar verdik. İstanbul travestilerinden Sanat’la birlikte İstanbul’a en yakın kayak merkezine yola çıktık. Öncelikle kayak öğrenmek için kendimize özel hoca tuttuk, kısa sürede kaymayı öğrendikten sonra kendimizi sonsuz beyazlığın göbeğine attık. Kayak yapmak tam anlamıyla bir terapi gibi geldi bize ve senenin bütün yorgunluğunu attık. Siz de tatil için bize katılabilirsiniz. Hadi alışverişe.

 

 

Eğlence anlayışımız değişiyor

  • Posted on Aralık 4, 2014 at 20:17

Teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte eğlence anlayışlarımızın da değiştiği yadsınmayacak bir gerçektir.

Elektrik dahi olmayan zamanlarda akşamları gaz lambasının önünde toplanan aileler birbirlerine fıkra, tekerleme, masallar anlatıp eğlenirken, şimdilerde televizyonun her eve girmesiyle tek kişilik eğlence anlayışına yöneldik.

Herkes odasında bulunan televizyonları açıp, istediği programı seyrederek eğleniyor. Emeklilerin tercihi sabah kuşağında yayınlanan dedikodu programları olurken gençler yarışma programlarını, orta yaştakiler ise dizileri tercih ediyor.

Evlere misafirliğe gitme geleneği çoktan yerini kapalı mekanlarda eğlenceye bıraktı. Sinema salonları , kafeler, barlar kısacası kalabalık mekanlarda yalnız insanlar olarak eğleniyoruz. Benim çocukluğumun açık hava sinemaları bile tarih oldu.

Ekranda izlediğimiz gezi programları ile seyahat etme güdümüzü bastırıp, başkalarının gezip tozmasından zevk alıyormuşcasına seyrediyoruz beyaz ekranı, Bursa travestilerinden bir arkadaşım hadi bir gün de biz gidelim diyene kadar ben de tıpkı sizler gibi ekran yoluyla seyahat ediyordum.

İşten güçten fırsat bulup da gitmeyi çok istediğim Karadeniz gezisini sürekli iptal ediyordum. Arkadaşım önerisi üzerine neden olmasın dedim kendime senin eğlenmeye hakkın yok mu? Kalk hazırla bavulunu çık yola o güzelim yeşilin, doğanın, enfes yemeklerin tadına canlı canlı bak. Eğlencesini yitirmiş toplumların en büyük sorunudur vakit, habire ertelenen tatiller, bitmek bilmeyen işler ve sanki biz orada olmazsak her şeyin alt üst olacağını sandığımız evimiz dört duvarlı hapishanemiz bir nevi, içine girince çıkmak istemeyip bir çıkınca dönme isteğimizin gelmediği yer.

Sabah birkaç travesti arkadaşla birlikte yola çıktık bizi çağıran yeşile doğru, İstanbul’dan uzaklaştıkça gördüğümüz manzara karşısında adeta büyülenmiştik, derin bir nefesi içime çekip uzun bir süre içimde tuttum. Sanki kaybettiğim bir şeyi bulmuş gibiydim. İçimi kaplayan neşeyle şarkılar eşliğinde yol aldık. Yol boyu gördüğümüz her güzel yerde biraz durup fotoğraflar çektik. Dere kenarlarında oturup serinledik, hayatımın en büyük eğlencesi olan bu tatil bana çok iyi gelmişti. Şimdi televizyon başında eğlendiğini sanan herkese böyle bir tatili öneriyorum , hayatınızın eğlencesini keşfetmek için daha ne bekliyorsunuz. Bırakın işi gücü eğlenceyi yeniden yakalamak için yapmak istediğiniz şeyleri listelemeye başlayın. Hiç olmadı uzun zamandır görmediğiniz aile yakınlarınızı ziyaret edin. Değişen hayatlarımızda bari eski eğlencelerimizi kaybetmeyelim. İyi eğlenceler.

Himenin bilinmeyenleri

  • Posted on Kasım 13, 2014 at 19:45

Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik bir öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı (latincesi) “Hymen” (Himen) dir. Özellikle Müslüman ülkelerde daha önceden cinsel ilişkinin olup olmadığının bir kriteri olarak görüldüğünden önemi büyüktür.

Hymen Yunan mitolojisinde evlilik tanrısına verilen isimdir. Hymen yapısı olarak ortasında bir delik bulunan ve vajina girişinde bulunan labuyomine dediğimiz küçük dudakların yaklaşık 1- 1,5 cm gerisinde bulunan zarsı yapıdır. Bu yapının dış tarafı daha çok deri kıvamında vajinaya bakan iç kısmı ise mukoza kıvamındadır. Ortasında bulunan delik yardımıyla içerde biriken vajinal salgılar ve adet kanı bu delik sayesinde dışarıya tahliye edilir. Kızlık zarı embriyojik dönemde yani anne karnındayken oluşmaya başlamaktadır. Bebek doğduğunda kızlık zarı mevcuttur. Anatomik ve fizyolojik açıdan kızlık zarının bilinen işlevsel bir özelliği yoktur. Kızlık zarı embriyojik dönemden kalan bir deri kıvrıntısıdır. Dış ortamla vajina arasında bir bariyer görevi gördüğü düşünülmektedir. Aslında fizyolojik hiçbir önemi olmayan kızlık zarını bazı toplumlar kutsallaştırmış ve çok önemli bir olgu haline getirmişlerdir.

Kızlık zarı bozulmadan  gebe kalan kadınlar olduğunu biliyor muydunuz? kızlık zarı bozulmadan hatta tam ilişkiye girmeden bile gebelik oluşabilir. Sürtünme şeklinde bir ilişkide, erkeğin cinsel organı vajene girmeden de spermlerin bulaşması sonucunda kadın, hamile kalabilir ama kızlık zarı duruyor olabilir. Yani bakire ama gebe olabilir. Evlilik öncesi özellikle erkeklerin kafaya taktığı kızlık zarı olayı kadınların baş belasıdır aslında, bisiklete binerken bile yırtılabilecek kadar hassas olan bu zar yüzünden, pek çok kadının hayatı pamuk ipliğine bağlanmıştır. Günümüzde modern toplumlarda çok ta önemsenmeyen kızlık zarı, istenirse yeniden dikilebiliyor. Yırtılan kızlık zarı yeniden eski haline gelmez, sadece atılan bir dikişle kanama yapacak şekle getirilir. Kızlık zarının tamirinde amaç kızlık zarını yeniden oluşturmak değil, kızlık zarının kanamasını sağlamaktır. Zar  yeniden oluşturulmasa bile kanadığı için doktor hariç kimsenin bunu bilme şansı yoktur.  Kendiliğinden iyileşmesi mümkün olmayan bu zarı şimdilerde ameliyat olan travesti bayanlarda kullanıyor. Özellikle cinsel organ yaptıran travestiler tamamen kadın olarak yeni bir hayata başlıyorlar.

Eski kafalı insanların sadece parayla bile eski haline gelen bu kızlık zarı olayına bu kadar önem vermeleri yeni nesil gençleri zor durumda bırakıyor. Özellikle evlilik yapmak isteyen genç kızların acaba bir sorun yaşar mıyım? düşüncesi bile evliliklerin eksi puanla başlamasına neden oluyor. İki kişi arasında bir beraberlik yaşanacaksa küçük bir zar parçasına değil fiziksel ve zihinsel uyuma bakılması partnerler arasında  karşılıklı güven ve sevginin önemi vurgulanmalıdır. Sağlıklı bir cinsel hayat için zar veya başka şeylerle uğraşmak yerine birbirinizi anlamaya çalışın. Her şey yoluna girecektir.

 

Eşcinsellere duyulan nefret duygusu

  • Posted on Ekim 23, 2014 at 17:19

Eşcinsel bireylere karşı duyulan kötü duyguların nedenini tıp bilimi homofobi olarak adlandırmıştır.

Heteroseksüel kişilerin homoseksüelliğe (eşcinselliğe) karşı duyduğu mantık dışı korku, nefret veya ayrımcılık şeklinde tanımlanan homo fobinin neden ve nasıl geliştiğine dair pek çok yorum yapılabilir. Bilim adamları, kişinin ailesii tarafından yetiştirilme tarzının, kişilik özelliklerinin ve içinde yaşanılan kültürün bu durumun yaşanmasında etkili olabileceğini tartışıyor. Homo fobinin nedenleri toplumsal, dini, ideolojik ya da psikolojik olabilir. Homoseksüel ilişki birçok dinde veya mezhepte lanetlenmiş, dini metinlerde Sodom ve Gomora örneğinde olduğu gibi homoseksüelliğin kabul gördüğü toplumların tanrı tarafından cezalandırıldığı öne sürülmüştür. Küçük yaştan itibaren kendini dinsel öğretinin içinde bulan birey, okudukları ve duyduklarının ışığında küçük yaşta homofobik yaklaşımlar içerisine girebilir. Özellikle ataerkil ailelerde yetişen bireyler erkeğin güçlü olması, kadınlardan hoşlanması gibi duyguları olmazsa olmaz olarak vurgulamaktadır.

Homo fobinin kökenleri psikolojik olabilir. Örneğin kendisinin eşcinsel olduğundan şüphelenen ve bu durumdan endişelenen birey, bu korkusunu homo fobi olarak dışa vurabilir. Çoğunlukla homo fobik kişilerin ilerideki yaşlarında cinsel eğilimlerinin kendi cinslerine karşı olduğu gözlemlenmiştir.

Araştırmacılar, üniversite öğrencilerinin cinsel tercih ve yönelimlerini hem kendi ifadeleri ile öğrendi hem de dışarıya göstermedikleri “kapalı” yönelimlerini bir test sayesinde belirledi. Bu sayede kendini heteroseksüel olarak ifade eden kişilerin dışarıya yansıtmadıkları homoseksüel bir eğilimleri olduğu gerçeği ortaya çıktı.  Destekleyici ve kabul edici aileler tarafından yetiştirilen katılımcıların kendi cinsel tercihlerine dair daha rahat oldukları ve içlerinde yaşadıkları ile dışarıya yansıttıkları arasında bir fark olmadığı gözlendi. Buna karşın, otoriter aileler tarafından yetiştirilen katılımcıların ise cinsel tercihleri ile dışarıya gösterdikleri yönelim arasında büyük fark olduğu ortaya çıktı. Sonuçlara göre özellikle kontrol edici ailelerin olduğu ve homoseksüellere karşı önyargılı bir ailenin bulunduğu ortamlarda yetişen kişilerin ileride homo fobi geliştirme riski daha yüksek.  Ayrıca gerçek cinsel yönelimi ile kıyaslandığında kendini daha heteroseksüel olarak nitelendiren kişilerin ise homoseksüel kişilere karşı daha fazla düşmanlıkla tepki verdiği görüldü. Cinsel yönelime dair katılımcıların gizli ve belirgin tutumları arasındaki örtüşmezliğin homoseksüel karşıtı tutumlara, dışlama ve ayrımcılık gibi davranışlara neden olduğu da ortaya çıkan en çarpıcı sonuç olarak kayda geçti.

Kısaca kişi eğer hemcinslerine karşı ilgi duyuyor, ancak bunu göstermeye çekiniyor ve heteroseksüel yönelimini ifade ediyorsa, bu uyuşmazlık nedeniyle homo fobi geliştirebiliyor ve homoseksüellere olumsuz davranışlar sergileyebiliyor. Ayrıca araştırma, homo fobi gelişiminde ailelerin tutumunun da oldukça etkili olduğunu gösteriyor.

Homo fobik şiddetin toplum, gruplar ya da bireyler tarafından uygulanan farklı biçimleri eşcinsellerin gerek bireysel, gerek toplumsal gelişme süreçlerini olumsuz yönde etkilediği ve onları baskı altında bulunmanın neden olduğu olumsuz psişik durumlara yol açtığı için “davranış bozukluğu” olarak nitelemek mümkündür.

Birçok Batı Avrupa devletinde homo fobinin nefret suçu kapsamında olmasına ve cezai yaptırımlar bulunmasına rağmen homo fobi halen diğer Avrupa devletlerinde de mevcuttur. Homo fobi nedeniyle saldırıya uğrayan ,öldürülen insan sayısı maalesef tam olarak bilinmemesine rağmen sayının oldukça yüksek olduğu söylenebilir.

Herkesin birbirini sevmesini beklemiyoruz tabi ama bu yanlış gelişen duygular yüzünden insanların öldürülmesi, aşağılanması, travesti gibi kelimelerle küçük düşürülmeye çalışılması özellikle 21. Yüzyıla yakışmayan davranışlardır. Trans bireylerin de tıpkı diğerleri gibi özgürce yaşama hakları olduğu gerçeğini unutmadan eşit insan kavramını bilerek yaşamak özellikle demokratik ülke olmanın bir kuralıdır.

Akşam evlenen sabah boşanıyor

  • Posted on Ekim 2, 2014 at 20:52

Evlilik kararı verdiğimizde karşımızdaki kişiye duyduğumuz aşk yüzünden sağlıklı karar veremeyiz.

Kısa flört devresinin arkasından evlilik hazırlıkları yapılmaya başlanır. Daha dün tanıştığımız huyunu suyunu tam olarak bilmediğimiz bir insanla ömür geçirmeye söz verir ve o imzayı atarız.Dünyada hiçbir yaptırım gücü olmayan tek imza evlenirken attığımız imza olsa gerek, şart yoktur, kısıtlama yoktur. Bugün imzayı atıp, yarın vazgeçeriz bir ömür birlikte olmaktan mahkeme kapılarında birbirlerine sert bakışlar bazen hakaretler eşliğinde herkes kendi yoluna gider. Olan her zaman geride kalan çocuklara olur annede mi kalsın, babada mı kalsın bilmeyen küçücük çocuklar bu işin en günahsız canlılarıdır.

Kalbimiz bir kere çarptı diye yapılan bu evlilikler temelinde gerçek sevgi ve saygı taşımadığı için çok kısa sürer. Aynı takımı tutmadıkları için boşanan çiftler bile olduğunu duyuyorum çok üzülüyorum..

Oysa evlilik çocukken oynadığımız evcilik oyunu gibi değildir. Hava kararınca herkes kendi evine gitmez bir insanın en mahrem, en zayıf, en savunmasız anlarına eşlik ettiğiniz bir dönemdir.Çıkarken ben sakal bıyık sevmem diye kestirdiğiniz tüyleri, eşiniz evlenince koy verir gider,  güzel giyindiğini düşündüğünüz eşinin evlilik boyunca sizi hep paspal karşılayabilir hatta uykudan uyanıp şiş gözlerle sağa sola bağırıp emirler de yağdırabilir. Mesele de burada başlar siz karşınızdaki kişinin her durumuna hazır mısınız? Hazır değilim diyorsanız o imzayı atmadan bir kez daha düşünün.

İnsanlık hali  her  zaman hayata fit bir şekilde katılamayabilirsiniz. Bazen saç baş dağınık,  kirli, çekilmez olabilirsiniz. Peki karşınızdaki kişi sizi her halinizle sevebilir mi? Öfkeden deliye dönse bile size karşı müşfik davranabilir mi?

Hasta olduğunuzda sümüklü mendillerinizi yerlerden toplayacak mı? Gerekirse hastane de başınızda günlerce uykusuz kalabilecek mi? En önemlisi de sizin değer verdiğiniz önemsediğiniz şeyleri o da sevip, sayacak mı?

Eve gelen akrabanıza sizin hatırınıza güler yüz gösterebilen, sizin sevdiğiniz her şeye katlanabilen bir eş bulmak için öncelikle kalbinizi değil mantığınızı dinleyin. Söylediklerim yanlış anlaşılmasın ben kalbinizi kapatın demiyor aksine kalbinizin istediğini mantığınıza danışın diyorum.

Aynı cinsle yapılan evliliklerin karşı cinsle yapılan evliliklerden daha uzun ömürlü olduğunu biliyor muydunuz?

Eşcinsel çiftler hatta pek çoğu yasal olarak kanun önünde birbirine söz bile vermemişken birbirlerini daha fazla tanıyorlar ve birlikte daha iyi vakit geçirebiliyorlar. Sanırım bunun nedeni daha iyi empati kurabilmeleridir.

Aynı türle yapılan evliliklerde çekilen sıkıntılar birbirine yakın olduğu için eşler birbirlerine tahammül ederken, normal çiftlerin bu kadar çabuk boşanması bana  oldukça manidar geldi , travesti ya da eşcinsel olarak adlandırılan bu bireyler hayata aynı noktadan baktıkları için daha mutlu bir ömür sürüyorlar. Evlenmeye karar verdiğiniz insanın her türlü halini yakından tanımadan o imzayı atmanızı önermem. Hele ki çok çabuk verilmiş bir çocuk sahibi olma kararı sizi zor durumda bırakabilir.

Evlilik kutsal bir müessesedir ve her iki tarafın da fedakarlık yapmasını gerektirir. Her zaman verici ve yapıcı olmak anlayışlı davranmak eşlerin asli görevi olmalıdır.

Evliliğin tüm kurallarını yerine getiren çiftlere Barış Manço şarkısında olduğu gibi bir yastıkta kırk yıl temenni ederim.

 

Öldüren Hastalık

  • Posted on Eylül 25, 2014 at 16:56

İnsanlık tarihinde geriye gittiğinizde kavimlerinin sonunun çoğunlukla bir hastalıkla geldiğini görürsünüz. Veba Avrupa’da binlerce can almış bir neslin yok olmasına neden olmuştu. Sonra cüzzam insanların birbirinden saklandığı kaçtığı, canlı canlı gömüldüğü hastalık bir çağı kapatmıştı.

Günümüzün yeni hastalığı ise Ebola.

Adını Afrika’da ki bir nehirden bu hastalık şiddetli ateş ve ishal ile başlayan insanları ölüme götüren çağın hastalığı olarak adlandırılıyor.

Ebola virüsü Batı Afrika’da 2. 900 kişinin ölümüne neden oldu. Dünya Sağlık Örgütü Ebolanın can almaya devam ettiğini bildirdi.

Ebola virüsü, insanlarda ve hayvanlarda kanamalı ateş şeklinde ciddi hastalık formlarına yol açan virüstür. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 4. Risk Grubu Patojen olarak kabul edilmektedir. Virüsün doğal kaynağının Afrika’daki meyve yarasaları olduğu düşünülüyor. Virüslerin varlığı bu yarasaların coğrafi dağılımıyla örtüşüyor. Ebola virüsüne bağlı meydana gelen kanamalı ateş hastalığı sonucunda bağışıklık sisteminde çökme, pıhtılaşma fonksiyonunda bozukluk, kaçış sendromu (kanın serum kısmının damar dışına çıkması) ve şok tablosu gelişmektedir.

İlk olarak 38 yıl önce Demokratik Kongo Cumhuriyetinde çıkan bu hastalık hızlı ilerlemesi sebebiyle dünyanın sonunu getirebilir. AİDS hastalığından daha tehlikeli olduğu söylenen bu yeni hastalık korkutmaya devam ediyor.

Son yapılan açıklamalar virüsün evrim geçirerek havadan bulaşmaya başlaması ile dünya üzerinde pek çok insanın bu hastalıktan öleceğini gösteriyor.

Hastalığın henüz bilinen bir tedavi yöntemi yoktur. Özellikle ellerimizi sık sık yıkamak, ölü hayvanlara dokunmamak, hastalığın yaygın olduğu ülkelere seyahat etmekten kaçınmak çok önemlidir.

Daha önce Dünya Sağlık Örgütünün milyonlarca insanı korkutarak aşılattığı kuş gribi, domuz gribi gibi hastalıklar aşıyla korunmaya altına alınmışken maalesef bu hastalık için geliştirilmiş bir aşı yoktur.

Hac dönemine girdiğimiz şu günlerde Hicaz’a gidecek vatandaşların Sağlık Bakanlığı tarafından bilgilendirilmeleri yapılmış olmasına rağmen hastalığın bu yolla ülkemize gelmesinden korkulmaktadır.

Birkaç ay önce turist olarak safariye giden bir travesti arkadaş grubu ülkeye döndükten sonra Ebola belirtileri gösteren iki arkadaşları apar topar doktora  götürmüş, gerekli testlerin ardından hastanede müşahade altında kalan travestilerin hastalığı kapmadığını sadece gezdikleri yerlerdeki dışkılardan  dizanteri hastası oldukları anlaşılmıştır.

Kısa zamanda tedavileri yapılıp hastaneden ayrılan travesti arkadaşlar sanırım bundan sonra safariye falan gitmezler, tatillerini Akdeniz’de güneş, deniz, kum  üçlüyse daha sağlıklı geçirirler.

 

 

 

 

 

 

 

Ezik Erkek Sendromu

  • Posted on Eylül 11, 2014 at 16:59

Erkekler daha çocukluk yıllarında babaları tarafında şiddete maruz kalır ve hırpalanırlar. Kız çocuklarına toz kondurmayan babalar erkek çocuklarının kendi aynaları gibi olmasını ister. Kendilerinin bu hayatta başaramadıkları her şeyi erkek evlatlarından bekleyen babalar, beklentilerinin karşılığını alamadıkları zaman şiddete, aşağılamaya başlarlar.

Ergenlik dönemi boyunca da bu fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalan erkek çocuklarda  Ezik Erkek Sendromu denilen psikolojik rahatsızlık başlar. Pek çoğumuzun erkek egosu olarak tarif ettiği bu rahatsızlık evli erkeklerin eşlerini  aşağılamasının şiddet uygulamasının en büyük nedenidir.

İç dünyalarındaki, dengesizliği bastırmak isteyen ezik erkekler iş hayatlarında normalden fazla başarı gösterirler onların oyun bahçesi işyerleridir. Takdir edilmek, alkış almak çocuklukta yaşadıkları travmaya iyi gelse de evlerine döndüklerinde kendi çocuklarına kendi babalarının yaptığı haksızlığı yapmaktan geri durmazlar.  Evli oldukları eşlerine sürekli mızmızlanan  kesinlike mutlu olmayan sevgisini bir silah  gibi kullanan ezik erkekler çevresini mutlu değil bedbaht etmeye programlanmışlardır. Ezik erkeklerin eşleri tüm çabalarına rağmen memnun edemedikleri kocaları yüzünden doktor doktor dolaşıp bir çare ararlar oysa çare ezik eşlerinin tedavi edilmesinde geçmektedir.

Bu erkekler evlendiğiniz güne lanet ettirmek için uğraşıp sizi adeta boğarken bu yaptıklarından zevk alırlar çünkü asıl amaç geçmişin intikamını almaktır.

Kendi çevremde yaşadığım bir olayı örnek gösterecek olursam; Ezik bir baba Öz oğluna eşcinsel yakıştırması yaparak “travesti olacak hanım bu çocuk diye” eşek sudan gelene kadar dayak atmış daha sonra yaptığından pişman olacağına kendini savunarak “testi kırılmadan önlem almak iyidir” demişti.  Kendi yaşadığı travmayı erkek çocuklarına yaşatmaktan korkmayan bu babalar tedaviyi reddettiği sürece sağlıklı bir nesil yetiştirmek maalesef mümkün değildir.

Kırmızı Şemsiye ve Seks İşçiliği

  • Posted on Eylül 4, 2014 at 15:38

Kırmızı Şemsiye Derneği ezilen hor görülen seks işçileri ve transların yanında yer aldı.

3 Mart’ta düzenlediği panelde seks işçilerini ve travestileri konuşturan dernek ,  yaşanan skandalları mağdurların ağzından tüm dünyaya duyurdu.

Normal bir ortamda çalışma fırsatı bulamayan travestiler hayatlarını kazanmak için nasıl seks işçisi olduklarını anlattılar. Oturdukları evlerden polis zoruyla çıkarılan, aşağılan, kabul görmeyen bu insanlar “devlet dairesinde iş verdiniz de biz mi  yapmadık” derken o kadar haklıydılar ki hikayeleri dinlerken gözlerim yaşardı.

Ailesi tarafından cinsel istismara uğrayan genç kızlarımız seks işçiliğine zorla itilirken, yine ailesi tarafından kabul görmeyen trans bireyler bu yolla hayatta hayatta kalmaya mecbur bırakılmışlardır.

Savaşın ağır yaşandığı topraklarda kadınlar tecavüze uğrayıp, meta gibi satılırken dünya gözlerini kapamış sessiz kalmıştır. Dünyaya gelen her canlının yaşam hakkı vardır.

Kendi evlatlarımıza yapılmasını hoş görmeyeceğimiz bu davranışları şiddeti seks işçilerine layık görmek hiçbir canlının haddi değildir. Kadın eğer isterse kendini bir erkeğe sunar istemediği zaman ise bunun adı tecavüzdür.

Şebboy Gibi Yaşayanlar

  • Posted on Ağustos 28, 2014 at 19:56

Çocukluğumdan hatırladığım bir çiçeği anlatmak isterim size;

Kalp şeklinde olan bu çiçek ortasında kanayan bir damla gibi  şekli  ile  gördüğüm en güzel çiçekti.

Adına şebboy denildiğini çok zaman sonra öğrenmiştim. Şebboy Farsçada gece kokusu anlamına geliyor. Dünyanın en güzel 14 çiçeği arasında yer alan bu çiçek sahip olduğu renkleriyle görenleri kendisine hayran bırakıyor.

Ağlayan kalp çiçeği de diyebileceğimiz çiçeği ben insanlara benzetiyorum özellikle sevdiğine kavuşamamış,kalp ağrısı ile yaşayan kara sevdalılara benziyor  şebboylar.

Köklerinden her bahar yeniden çiçeklenen şebboy sevip de kavuşamamış bir insan gibi kalbinden kan damlatır adeta,  bu çiçeği ilk olarak Ankara’da yaşadığım yıllarda mahallemizin gülü Nazmiye ablanın evinde görmüştüm, Nazmiye abla annesi ile yaşayan güzel bir genç kızdı! Genç kız diyorum çünkü Nazmiye ablayı diğer genç kızlardan ayıran tek özellik doğduğu gün doktorların erkek çocuk teşhisi koymasıydı. Kendini her zaman bir kız çocuğu gibi gören Nazmiye abla ergenlik çağına geldiğinde bir dizi ameliyat geçirerek gerçek anlamda bir genç kız olmuştu.  Nazmiye ablanın mahallenin yakışıklı delikanlısı İsmail ağabeye sevdasını duymayan kalmamıştı.

İsmail Ağabey de seviyordu sanki  Nazmiye  ablayı ama bunu hiç söylememişti, söyleyememişti.  Mahalle baskısı, büyüklerin yasaklamaları  onların aşkına noktayı koymuştu. Nazmiye abla için o bir travesti sana layık mı? İsmail  diyenlerin sayısı o kadar fazlaydı ki,  aşklarını hiç söyleyemeyen bu iki gencin kalpleri tıpkı bir şebboy gibi ağlıyordu. Nazmiye  abla şebboylarına yaz kış kurutmadan  özenle bakıyordu.  Dünyada solmadan yaşayabilen tek çiçek onun saksılarında yetişiyordu.  Dünyanın en temiz aşkı için ağlıyordu saksıda ki şebboylar.